Gerçeği gizlemenin hiç bir yararı olamaz. Herkes, şişman kişilerin yüzde 90′ınm çok yemek yiyen ya da yanlış gıda alan kişiler olduğu görüşünde birleşmektedir. Aşın yemek ya da yanlış bir biçimde gıda almanın bir çok sebepleri vardır. Demek oluyor ki her birimiz kendine özgü bir “durum” oluşturmaktayız. Bu durumda şişman sayılan kişi kendini incelemeli ve şişmanlığına sebep olan faktörleri gözden geçirmelidir. Eğer sonuçta bu ilgi sizin daha iyi görünmenize ya da daha mutlu olmanıza yardımcı olacaksa, o zaman kişiliğinize karşı göstereceğiniz bu ilgi aynı zamanda görevinizdir diyebiliriz.
Aşırı bir biçimde mi yemek yiyorsunuz, yoksa yanlış gıdalar mı seçiyorsunuz? Bunu belirleyebilmek için günlük olarak tükettiğiniz maddelerle ilgili olarak bir katalog yapmalısınız. Elinize kağıt kalemi alın ve bir hafta süreyle her gün ne yediğinizi yazın. Bunu yaparken hiç bir şey unutmamaya dikkat edin. Aynı zamanda, yemek saatlerinizi ve yemek arasında “Alıştırdıklarınızı” da kaydetmeyi ihmal etmeyin. Evet, öğleden sonra saat 16.00′da içtiğiniz meyva suyundan, gece televizyon izlerken ağzınıza attığınız küçük bir çikolata parçasından ya da yemeği tadmak amacıyla yediğiniz bir kaşık yemekten de sözetmeyi unutmayın. İşte sizlere burada fazla kiloların ağırlığından kurtularak yeniden yaşama sevincine kavuşan bir hanımla ilgili durumdan sözedeceğiz.
Bu hanım bir hafta süreyle aldığı gıdayı büyük bir titizlikle not etmişti. Biz de bu hanımın günlük gıdasını belirleyebil-mek amacıyla bu notlarını inceledik. Bakın şöyle bir sonuç çıktı; Saat 7.00 İki şekerli bir fincan kahve Saat 8.00 İki şekerli ve sütlü bir fincan kahve, tereyağlı ve reçelli bir dilim ekmek, ya da üzerine bal ve tereyağ sürülmüş bir peksimet.

pepper time
Saat 10.30 Bir biskui (Hanım bu biskuviyi midesi ağrıdığı için yediğini söyledi).
Saat 12.00 {Çocuklarla birlikte öğle yemeği) Çiğ sebze ile katı pişmiş yumurta. Kızarmış patates ya da makarnayla birlikte balık yada et, rokforya da kaşarpeyniri, meyva.
1 bardak şarap 3 dilim ekmek Şekerli kahve
Saat 16.30 Kek ya da biskui eşliğinde çay ya da kahve (arkadaşlarımdan biriyle ya da çocuklarla) Saat 20.00 (Eşim ve çocuklarımla) Tereyağlı ya da kremalı sebze çorbası Kıymalı patates yemeği ya da omlet, bezelye, havuç ya da püre garnitürlü ızgara sosis. Yoğurt
Tatlı ya da komposto 23 dilim ekmek
Saat 22.00 İki şekerli çay, ıhlamur ya da buna benzer bir şey (Sabaha karşı saat 2.00′de bir bardak su) Bu listeye misafirlerle birlikte zorunlu olarak alınan aperatif ya da tuzlu biskui gibi maddeleri dahil etmediğimizi belirtmeliyiz.
Günümüzün sosyal koşullarında ziyarete gelen bir misafire aperatif ya da viski ikram etmemek görgüsüzlük sayıldığın¬dan işler oldukça zorlaşıyor.
Yukarıda verdiğimiz örnek Avrupalı bir ailenin ne tür gıda aldığını göstermektedir. (Tabii et ve meyve konusunda bazı değişiklikler yapılabilir)
Bu listeye vitamin gereksinimi için domates, salata gibi çiğ sebzeleri ve bazı meyveleri, çocukların bağırsaklarını düşünerek yoğurt gibi maddeleri ekleyerek aile fertlerimizin kendilerini iyi hissetmelerine yarayacak bir liste oluşturduğumuzu sanırız.
Yaşamı sürdürebilmek ve gelişmek için gerekli olan tüm enerjinin vitaminler, glikoz, protein, lipid içeren bu gıdalardan alındığı bir gerçek. Ne var ki bu tür gıdalarla beslenme yalnızca çocukların gelişimi açısından yararlı olmakta, yetişkinler ise zamanla kendilerini pek iyi hissetmemeye başlamaktalar. Gün geçtikçe kilolar artmakta, karınlar yuvarlaşmakta. kalçalar genişlemekte, bacaklar eski esnekliğini kaybetmekte.
Çocuklar gelişme süreçlerinde yoğun olarak enerji tüketirler. Birkaç istisna dışında, dokularında aşırı yağ birikimi olmaz. Ayrıca koşmak, oynamak, spor. ders çalışmak gibi günlük faaliyetleri sırasında hiç bir sorunla karşılaşmadan kolayca fazla kalorilerini yakarlar Çok faal bir yapıda dahi olsa, bir çocukla aynı beslenme koşullarını yeğleyen bir yetişkin, normalden fazla kemik ve kas dokusu oluşturamaz. Bu yüzden şeker ve nişastalı maddelerin vücutta geçirdiği kimyasal işlemden sonra oluşan yağların birikmesine de engel olamaz.
Yavaş yavaş bütün organları kaplayan bu yağ tabakaları vücutta halsizlik, ağırlık, şişkinlik, nefes darlığı gibi sorunlar yaratır, organik faaliyetlerin aksamasına da sebep olur. Böylelikle metebolizma dengesi bozulur. Bunun sonucu olarak vücudun beslenmeyle ilgili alma ve yakma sisteminde bir uyumsuzluk meydana gelir. Kısacası karmakarışık bir durum. Vücut aldığı gıdayı açlık duygusunun en yoğun olduğu zamanlarda bile enerjiye çeviremez. Gerekli oksijeni dahi yeterince kullanamaz. Böylece yakılamayan maddeler yağ haline dönüşmekte ve dokulara yerleşmektedir. Daha önce sizlere bahsettiğimiz hanım örneğinde olduğu gibi, fazlalık onuncu kilo hemen meydana çıktverir. Bundan sonra gerek terazi, gerekse terzi uyan dolu mesajlar gönderir, çocuklarda işin farkına varıp sataşmaya başlar.. Yani panik dönemi başlar.
İşte o zaman yemeklerden kaçınma, kondisyon bisiklet-lerine binme, halının üzerinde yorucu bir jimnastik yapma, idrar söktürücü ya da açlık yatıştırıcı haplar alma dönemi de başlamış olur. Oysa bu yöntemlerle yalnızca bir ya da iki kilo verilebilir. Bunun yanısıra halsizlik de başgösterir. Sabahlan midede bulantı ya da sancılarla uyanılır, çarpıntılar ve halsizlikle birlikte tembellik başlar, dinamizm yitirilir. İki hafta sonra da bir tabak yemeği iştahla yiyebilmek için insan canını bile vermeye razı olur.
Bunlar birer çözüm mü? Tabii ki hayır. O halde ne yapmak gerekiyor.


Sen de Yorumla!

biz arayalim iletisim teslimat

Son Yorumlar